Her yıl binlerce tür yeryüzünden siliniyor. Nesli tükenmekte olan hayvanları korumak artık bir seçenek değil — insanlığın ve gezegenimizin geleceğini belirleyecek zorunlu bir görev.
Biyoçeşitlilik, Dünya'nın yaşam destek sistemidir. Her türün yokluğu, zincirleme bir çöküşü tetikleyebilir — bu sadece hayvanlarla ilgili değil, insanlığın hayatta kalmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
Her tür, besin zincirinde kritik bir rol üstlenir. Nesli tükenen bir avcının yokluğu; otçulların aşırı çoğalmasına, bitki örtüsünün yok olmasına ve toprağın erozyonuna neden olur. Bu kaskad etkisi, diğer onlarca türü de tehdit altına sokar ve ekosistemlerin tamamen çökmesine zemin hazırlar.
Bugüne dek kullanılan ilaçların %40'ı doğal kaynaklara dayanmaktadır. Tükenen her tür, henüz keşfedilmemiş tedavilerin ve bilimsel bilginin sonsuza dek yok olması anlamına gelir. Kanser araştırmalarından antibiyotiklere, pek çok hayat kurtaran buluş doğanın laboratuarından gelmiştir.
Tozlaştırıcı böceklerin kaybı, küresel gıda üretimini doğrudan tehdit eder. Dünyanın yediği gıdaların üçte biri, arılar başta olmak üzere doğal tozlaştırıcılara bağımlıdır. Deniz ekosistemlerindeki tükenme ise balık stokları üzerinden milyarlarca insanın protein kaynağını yok eder.
Sulak alan türleri, su filtrasyonunda doğal temizleyici görevini üstlenir. Orman ekosistemleri oksijen üretimi ve karbon tutma kapasitesiyle iklim krizine karşı en büyük savunma hattımızdır. Bu türlerin yok olması, temiz hava ve içme suyu erişimini de tehlikeye atar.
Sağlıklı biyoçeşitlilik, iklim değişikliğine karşı en güçlü tampon bölgedir. Orman türleri, deniz algleri ve sulak alan bitkileri yılda milyarlarca ton karbon tutarak küresel ısınmanın hızını düşürür. Türlerin yok olması bu dengeyi bozarak iklim krizini derinleştirir.
Her canlı türünün kendi içsel değeri vardır — insan çıkarından bağımsız olarak. Bir türü yok etmek, geri döndürülemez bir yıkımdır. Gelecek nesillere bu çeşitliliği aktarmak, bugün yaşayan herkesin ortak ahlaki sorumluluğudur.
IUCN Kırmızı Liste, BM raporları ve önde gelen bilim insanlarının çalışmaları, içinde bulunduğumuz krizin boyutunu gözler önüne seriyor.
BM Biyoçeşitlilik Platformu (IPBES), önümüzdeki on yıllarda yaklaşık 1 milyon türün yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu raporlamaktadır.
Dünyanın kara yüzeyinin yaklaşık %75'i, insan faaliyetleri tarafından önemli ölçüde değiştirilmiştir. Bu oran okyanuslarda %66'ya ulaşmaktadır.
Bilim insanları, her gün yaklaşık 150 türün yeryüzünden sildiğini tahmin etmektedir — bu hız, doğal tükenme hızının 1.000 ila 10.000 katıdır.
Tür tükenmesinin en büyük nedeni habitat kaybıdır. Ormansızlaşma, kentleşme ve tarım alanı genişlemesi türlerin yaşam alanlarını yok etmektedir.
Küresel sıcaklıklar 3°C artarsa, tropikal türlerin %50'ye kadar varan bölümü yok olma riskiyle karşılaşacaktır. İklim ve biyoçeşitlilik krizleri iç içe geçmiştir.
Doğanın insanlığa sunduğu hizmetlerin (temiz hava, su, tozlaştırma, iklim düzenlemesi) yıllık ekonomik değeri 10 trilyon doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.
"Doğal dünya, insan başarısının temeli olduğu kadar, tinsel gelişimimizin de kaynağıdır. Onu kaybetmek, kendi varoluşumuzu kaybetmektir."
"Altıncı büyük yok oluşun ortasındayız ve nedeni insanlığın faaliyetleridir. Bu gerçekle yüzleşmek, gelecek için yapabileceğimiz en önemli adımdır."
IUCN Kırmızı Listesi'nde yer alan binlerce türden yalnızca birkaçı — her biri, sonsuz bir yok oluşun eşiğinde.
Küresel toplum, biyoçeşitlilik krizine karşı çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Ancak bu çalışmaların hızlanması için yerel katılımı da içeren yenilikçi modellere ihtiyaç vardır.
Dünya yüzeyinin %17'si kara koruma alanı olarak belirlenmiştir. IUCN'in Korunan Alanlar Kategorileri çerçevesinde işletilen bu bölgeler; habitat koruma, kaçakçılıkla mücadele ve tür izleme programlarını kapsar. Bununla birlikte, koruma alanları dışında kalan türlerin korunması hâlâ yetersizdir.
CITES (Nesli Tehlikedeki Türlerin Ticareti Sözleşmesi), 35.000'den fazla hayvan ve bitki türünün ticaretini düzenlemektedir. 196 ülkenin taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ise 2030 yılına kadar karaların %30'unu koruma altına almayı hedeflemektedir. Bu sözleşmelerin denetim mekanizmaları güçlendirilmeye devam etmektedir.
Hayvanat bahçeleri ve koruma merkezleri, kritik risk altındaki türler için ex-situ (alan dışı) üreme programları yürütmektedir. Dev panda, Arap tazısı, Kaliforniya akbabası gibi türler bu programlar sayesinde yeniden doğal habitatlarına kazandırılmıştır. Yeniden tanıtım programları, genetik çeşitlilik yönetimini de kapsar.
Kenya ve Namibya'daki topluluk vahşi yaşam rezervleri; yerel halkın koruma gelirinden pay aldığı, bu nedenle aktif biçimde kaçakçılığa karşı çıktığı modelleri örneklemektedir. Bu yaklaşım hem sosyal hem ekolojik sürdürülebilirlik açısından son derece başarılı sonuçlar vermiştir.
Bozulmuş ekosistemlerin eski haline getirilmesi; ormansızlaşmayı tersine çevirme, sulak alan rehabilitasyonu ve nehir restorasyonunu kapsar. BM'nin Ekosistem Restorasyon On Yılı (2021-2030) kapsamında küresel ölçekte 350 milyon hektardan fazla alanda restorasyon hedeflenmektedir.
Nesli tükenme krizini yerel ve yönetilebilir bir alana indirgeyen bu model; her mahallenin kendi bölgesindeki spesifik bir türü sahiplenerek, akıllı telefonlar üzerinden kurulan bir "biyo-ihbar" ağıyla bu türü anlık takip etmesini sağlar.
Doğa koruma çalışmaları genellikle çok geniş kapsamlı olduğu için bireylerin dahil olmasını zorlaştırır. Bu çözüm, küresel bir krizi her topluluğun somut olarak yönetebileceği bir boyuta taşır.
Mahalle Koruma Kalkanı sistemi artık aktif. Bölgenizdeki tehlikeli durumu bildirin, canlı ihbar haritasını takip edin ve mahalle koruma puanınızı kazanın. Her ihbar, gerçek bir türü kurtarabilir.
Bilimsel projeksiyonlar, hareketsiz kalındığında önümüzdeki yüzyılın ağır sonuçlar doğuracağını ortaya koyuyor. Ancak kararlı adımlar atılırsa tablo köklü biçimde değişebilir.
Dünya liderleri, 2022 Kunming-Montréal Biyoçeşitlilik Çerçevesi kapsamında 2030'a kadar karaların ve denizlerin en az %30'unu koruma altına almayı taahhüt etti. Bu hedeflerin gerçekleşmesi, yüzlerce tür için kritik önemdedir.
Küresel ısınma devam ederse koral resiflerinin %99'u beyazlaşacak, Arktik ekosistemler çökecek ve tropikal türlerin önemli bir bölümü yaşam alanı bulamayacak. Öte yandan etkili politikalar hayata geçirilirse, biyoçeşitlilik kaybı 2050'ye kadar durma noktasına getirilebilir.
Mevcut eğilimler sürdüğü takdirde, bilim insanları 2100'e kadar tüm türlerin yarısının yok olacağını öngörüyor. Bu, 65 milyon yıl önce dinozorları silip süpüren beşinci büyük yok oluşla kıyaslanabilir bir hızdır.
Güçlü koruma politikaları, doğa restorasyonu ve sürdürülebilir ekonomik modeller bir arada uygulandığında; kaybedilen habitatların büyük bölümünün 2100'e kadar yeniden oluşabileceği tahmin edilmektedir. Bu, terk edilen tarım alanlarında Avrupa'da görülen doğal geri dönüşlerle zaten kanıtlanmıştır.
"The Rising Cries of Our Silent Friends" projesi, nesli tükenmekte olan hayvanların korunması için farkındalık yaratmayı amaçlayan K8 ekibinin çalışmasıdır. Sorularınız, önerileriniz veya iş birliği talepleriniz için bize ulaşın.